TURKUAZ

02.12.2005  CUMA


Başörtüsünde askerle mutabakat sağlanır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin başörtüsü kararıyla birlikte Türkiye’de yine kılıçlar çekildi. Kopan kızılca kıyametin ardından siyasal simge anlamına gelmeyecek bir örtünme modeli de bulunamadı.

Oysa yedi yıl önce bu sorunun “resmen” çözülmüştü. Gündemi sıkı takip edenler hatırlayacaktır. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in oluruyla müsteşar Teoman Ünüsan’ın zamanın MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç’la yaptığı görüşmelerde “Nasıl bir model ortaya koymalıyız ki; bir taraf inancının gereğini yerine getirirken, öbür taraf da bunu siyasi simge ve tehdit olarak algılamaz” noktasına gelinmişti. Hatta Bakan Akşener, dizaynırlara memur kadınlardan üniforma zorunluluğu olmayanlar için bir model çizdirmiş, o günlerdeki gerginliğe rağmen konu MGK gündeminde görüşülebilir bir hal almıştı. Ya sonra... Başbakan Necmettin Erbakan, Türkiye’nin yeniden yaygın terörün tehdidi altına girdiği günlerde, başörtüsü meselesi yerine karayoluyla hacca gidilmesi konusundaki ısrarını sürdürünce, haziran sonunda Refahyol yıkıldı. Başörtüsü çözümsüzlüğe sürüklendi. Yakın siyasi tarihte ‘kapı kıran bakan’ olarak ünlenen eski İçişleri Bakanı Meral Akşener’le başörtüsünü konuştuk.

Yeniden çıkmaza giren başörtüsü konusunda bugün bir uzlaşmanın olacağına inanıyor musunuz?

Ben, eğer başörtüsü meselesini çözmek istiyorsak belli bir zeminde uzlaşılmasının mümkün olduğunu anlatıyorum. Böyle bir zeminin istenirse en sert bir zamanda bulunabildiğini gösteriyorum. Bugün çok daha rahat bir ortam var. Bu ortamda zeminin yakalanabileceğini söylüyorum.

Peki neden uzlaşılamıyor?

Sorun bağlama şekli ile ilgili. Burada eğer amaç bu problemin çözülmesi, amaç üzüm yemekse, Allah’ın emrini yerine getirmekse, bu modelin tesettür anlamında bir probleminin olmadığını biliyorum. Saçını göstermemek kaydıyla ister öyle bağla ister böyle... Ben ille buna uymuyorum diyorsanız, çalışmazsınız.

Gelelim bugüne... Başörtüsünü AKP çözebilir mi?

Bunu onlarla paylaştım daha öncesinde. Benim bu insanlarla geçmişten kaynaklanan dostluklarım var. İktidara geldikten makul bir süre sonra bu konuyu tekrar duyurdum. Deneyimlerimden faydalanabileceklerini söyledim. Sonuç itibarıyla şöyle bir tablo çıktı. Sayın Başbakan ortaya mutabakat diye bir kavram koydu. Ama bunun ne olduğunu kimse anlamış değil, arkası görünmeyen bir kavram..

Bu mutabakat doğru bir şey değil mi sizce?

YÖK’ün, askerin, Anayasa Mahkemesi’nin, CHP’nin onayı olarak anlaşılıyorsa; CHP’nin onayına ihtiyaç yoktur. Askeriyeye bakıldığında, birçok konuda geniş bir mutabakat olduğunu görüyorum ben. Çok geniş belli alanlarda mutabakat var. Telafer bombalanırken konuşan askerler oldu. Kuzey Irak’ta kurulan Kürt devletiyle ilgili, Kıbrıs’la ilgili, AB’nin azınlık dayatmalarına ilişkin konuşan askerler oldu. Bütün bunlarla ilgili olarak iktidar askeriyeden korkmadı, kendi düşündüğünü yaptı. Günahı da sevabı da benim boynuma dedi. Eğer iş başörtüsüne geldiği zaman askerden korkuluyorsa kesinlikle bunu samimi bulmuyorum.

Burada AKP askerden korkmadığını ve samimi olduğunu nasıl ortaya koyabilir?

Şu aşamada bir adım atılmalıdır, eğer bir refleks devreye giriyorsa anlamalıyız ki, birçok alanda sağlanan mutabakat burada gerçekleşmiyor. YÖK’ün görevlerini organize edecek kanunu çıkarmaya AKP muktedir. Getirirsiniz Anayasa değişikliğini yaparsınız. Cumhurbaşkanı iade eder. Aynı şekliyle gönderirsiniz, o da tekrar Anayasa Mahkemesi’ne gönderir. Anayasa Mahkemesi’nin nasıl peşin peşin bunu iptal edeceğini düşünüyoruz. Aynı Anayasa Mahkemesi Sayın Tayyip Erdoğan’ın önünü açan kararı aldı. Kendisi söylüyor Sayın Başbakan. Muhtar olamaz deniyordu. Ama, Anayasa Mahkemesi hakkaniyetli, demokratik ve hukuka uygun bir karar aldı ve Sayın Başbakan’ın önünü açtı. Binlerce genç kızı ve bunların ailelerini ilgilendiren bir konuda Anayasa Mahkemesi’nin ters bir karar alacağını denemeden nasıl biliyorsunuz? Tersine bir durum olduğu takdirde o zaman da millet ‘ne oluyoruz’ diye düşünür.

Şimdi hükümete cumhurbaşkanı ve askerle restleşme mi öneriyorsunuz?

İşinize geldiği zaman askerden korkmuyorsunuz, başörtüsüne gelince korkuyorsunuz. Çevik Bir 28 Şubat’ın önde gelen aktörlerinden birisi. AKP kurulduğunda bazı sunumlar yaptırıldı. Bir şüphe oluştu, Refah deneyiminden dolayı. Bu arkadaşlar seçilir gelirse tekrar darbe olur mu diye. Onu izale etmek üzere Sayın Çevik Bir’e ikinci bir tur attırıldı. Bu inkar edilmedi. Atilla Kıyat’ın da bir açıklaması oldu. ‘Kuzey Irak’ta bir Kürdistan kurulabilir, bundan korkmamalıyız. Türkiye de onu tanır. Paranoyak düşüncelerle bu ülke yönetilemez. Bunu Başbakan’a da söyledim.’ diyor. Sayın Kıyat da önemli aktörlerinden birisi 28 Şubat’ın. Peki kardeşim ben şu soruyu sormak durumundayım. Bir PKK mücadelesi yaptı bu ülke, siz o zaman görevdeydiniz. Bu hümanist ve demokrat görüşlerinize sahip miydiniz, benim haberim yok.

Siz, hükümeti eleştirirken askerlere de ‘değiştiniz’ mi diyorsunuz?

28 Şubat’ın bir tarafı olarak şu soruyu soruyorum. Siz imam hatip lisesi öğrencilerini, başörtülü üniversitelerde okuyan kızları birince tehdit algılaması olarak görüyordunuz. Bu fikirleriniz bugün de geçerli mi? Geçerli değilse o zaman paranoyak mıydınız. Şimdi kırmızı çizgileriniz bitmiş. Türkiye’de bir sürü şey yeni baştan düzenlenir olmuş. Bütün konularla ilgili görüşlerinizi söylemişsiniz. İktidar başka bir şey yapmış. Siz bu karara uymuşsunuz. Ama iş başörtüsüne geldiğinde, böyle yürümüyorsa, Meral Akşener’in bir soru sorma hakkı doğuyor. Ortada ne kadar kırmızı çizgi varsa kalkarken bir problem yok. Türkiye’nin tek kırmızı çizgisi başörtüsü mü?

Başörtüsü konusunda gerçekleştirilebilir olan ama gerçekleştirilmeyen bir çözüm yolu imasında mı bulunuyorsunuz?

Evet, hükümetin tavrında ciddi bir samimiyetsizlik var. Sorunları ertelemek ve ötelemek var. Başörtülü kızları, onların ailelerini her seçim zamanı çalıştırdılar. Orta yerde bir vebal var. Yıllardır bu işi istismar ediyorlar. İstismar ede ede para kazanıp, statü sahibi oldular. Çok kolay siyaset yaptılar. Meral Akşener’e Türkiye’nin her yerinde karakol, hastane, postane, işsizlik soruluyor, bir de başörtüsü soruluyor. Bu arkadaşlara başörtüsünün dışında yıllardır hiçbir şey sorulmadı. Şimdi bu arkadaşlar iddia ediyorum ki başörtüsü meselesini çözmezler.

AKP, bu sorunu çözeceğini seslendiriyor. Mensup olduğu dünya görüşü ve zihniyeti sebebiyle toplum da onlardan bekliyor. Niye çözemezler peki?

Çünkü başörtüsü meselesinin çözüldüğü gün 11 milyon işsiz sorulacak, Galataport sorulacak, Türkiye’deki yolsuzluk ve yoksulluk sorulacak. Bu kadar rahat bir zeminden daha zor bir zemine çıkar mısınız siz? Çıkmazsınız. İddiam bu. Beni yanıltmak için çözsünler, çıkıp Taksim’in orta yerinde alkışlayacağım. AİHM ile de bu insanlara dediler ki; oradan karar gelecek, biz bunu herkese teşmil edeceğiz ve sorun çözülecek. Allah’ın sopası yok ki... AİHM Leyla Şahin’i haklı bulsaydı bu arkadaşlar nasıl konuşacaktı, başaracaklar mıydı? Hayır, bir oyalama sürecine gireceklerdi. Benim iddiam şudur, bu istismar alanını bu arkadaşlar kurutmazlar. Başbakan şikayet ediyor, Meclis Başkanı siyaset ediyor, Dışişleri Bakanı şikayet ediyor. Kardeşim iktidarsınız siz. Bugün çok daha

20.11.2005
M. YAŞAR DURUKAN - EMİNE DOLMACI